BBC'deki bir habere göre, Amerika'lı Josh Muszynski'nin banka kartına, benzin istasyonundan aldığı bir paket sigara için 23,148,855,308,184,500 Dolar borç yazılmış (yazıyla 23 katrilyon 148 trilyon 855 milyar 308 milyon 184 bin 500 Dolar).
Sigaranın ne kadar pahalıya mal olabileceğini anlamış mı bilmiyorum. Neyse ki bankası bizdeki gibi "önce öde, sonra şikayet et" dememiş.
16 Temmuz 2009 Perşembe
16 Eylül 2008 Salı
Amerika'da Turist Olmak
Amerika'ya turist olarak ilk gittiğinizde oradaki fiyatlar size ucuzmuş gibi gelebilir; ama oradaki fiyatlar buradaki fiyatlar gibi değil, bu yüzden de oldukça yanıltıcı. İşte size, Hollywood filmlerinde gösterilmeyen bazı küçük Amerika detayları.
Bir süpermarkete gidip alışveriş yaptınız (genelde turistlerin yapmadığı bir şey; bense çok severim yabancı bir ülkede süpermarkette dolaşmayı). Fiyatlarını uygun bulup aldığınız ürünlerle beraber kasaya yöneldiniz ve kredi kartıyla ödemenizi yapıp çıktınız. Şimdi fişinizi kontrol etme ve fiyatlara sonradan eklenen KDV'yi görme zamanı. Yani sizin raflarda gördüğünüz fiyatlar KDV'siz fiyatlarmış. Biraz kandırıldığınızı hisseder misiniz? Ben öyle hissetmiştim ilk seferinde.
Dahası bu KDV, eyaletten eyalete değişmekle kalmayıp, aynı eyalet içindeki bölgelere göre de değişebiliyor. Örneğin New York eyaletinde KDV en düşük %7 ile en yüksek %8.75 arasında değişiyor (2008 yılı verileri). Raf fiyatı değişmeyen bir ürüne evinizin olduğu bölgede verdiğiniz parayla, iş yerinizin olduğu bölgede verdiğiniz para farklı olabiliyor.
Amerikalılar da işin içinden çıkamayınca böyle şeyleri hesaplamayı çoktan bırakmışlar zaten. O yüzden dört işlem konusunda biraz sıkıntılılar. $11 tutan alışverişinizden sonra kasiyere $21 verirseniz, size kasayı gösterip $21 değil $11 vermeniz gerektiğini söylüyor. Para üstünü tam olarak almak ve elinizdeki bozuk paradan kurtulmak isterken "salak" damgası yiyorsunuz birden. Zaten bu devirde kredi kartıyla ödemeyip, nakit para kullanana ne denir? (Yanıt: Amerikalı veya Türk denmez; onlar borçla yaşamayı seviyorlar.)
Amerika'da dolaşırken ne zaman ne ödeyeğinizi bilmemeniz yeterince kötü bir durum; ama daha kötüsü de var: Bu uygulama sadece süpermarketlerde değil, her türlü alışverişte geçerli. En kötüsü ise lokantalar. Çünkü oralarda işin içine bir de bahşiş olayı giriyor.
Amerika'da lokantalarda bahşiş verilmesi dünyanın birçok yerinde olduğu gibi isteğe bağlı değil. Zorunlu! Vermezseniz garsonlar hiç yüzleri kızarmadan gelip sizden bahşişlerini açık açık istiyorlar. Amerika devleti her yerde aynı olan bir KDV oranını uygulayamazken, Amerikan lokantaları her yerde aynı bahşiş oranını istiyorlar sizden: %15. Böylece diğer ülkelere göre düşük olan Amerikan KDV oranlarını yükseltmeyi hedefliyor olabilirler. Paranın devlete değil de kendi ceplerine gidiyor olması küçük bir detay sadece.
Yani New York'taki bir lokantada $30'lık yemek yediniz ve size KDV dahil $32.1'lık bir hesap gelince iş bitmiyor. Üstüne bir de %15 bahşiş koyup hesabı $36.6 olarak ödemeniz gerekiyor. Bir seferinde ben $30'lık böyle bir yemek için $35 ödemiştim. Garson parayı alıp ortadan kaybolmuştu. İçeri gidip hemen bahşişin ne kadar olacağını hesaplamıs. Yaklaşık 4-5 dakika süren hesabı sonunda benim eksik verdiğime karar vermiş ve şefini de alıp "hakkını" aramak için geri gelmişti. $1.6'lık "hakkını" vermek zorunda kalmıştım elbette.
Bazen durum bundan daha kötü olabilir: Bahşişi iki defa vermek zorunda kalabilirsiniz. Nasıl mı? Bazı uyanık lokantalar, menüdeki fiyatları bahşiş dahil olarak yazıyorlar. Eğer menüyü dikkatlice okumamışsanız—ki zaten beklentileri çoğu müşterinin bunu yapmayacağı yönde—bahşişi bilmeden iki defa veriyorsunuz. İşte size (garsonlar için) fırsatlar ülkesi.
Bir süpermarkete gidip alışveriş yaptınız (genelde turistlerin yapmadığı bir şey; bense çok severim yabancı bir ülkede süpermarkette dolaşmayı). Fiyatlarını uygun bulup aldığınız ürünlerle beraber kasaya yöneldiniz ve kredi kartıyla ödemenizi yapıp çıktınız. Şimdi fişinizi kontrol etme ve fiyatlara sonradan eklenen KDV'yi görme zamanı. Yani sizin raflarda gördüğünüz fiyatlar KDV'siz fiyatlarmış. Biraz kandırıldığınızı hisseder misiniz? Ben öyle hissetmiştim ilk seferinde.
Dahası bu KDV, eyaletten eyalete değişmekle kalmayıp, aynı eyalet içindeki bölgelere göre de değişebiliyor. Örneğin New York eyaletinde KDV en düşük %7 ile en yüksek %8.75 arasında değişiyor (2008 yılı verileri). Raf fiyatı değişmeyen bir ürüne evinizin olduğu bölgede verdiğiniz parayla, iş yerinizin olduğu bölgede verdiğiniz para farklı olabiliyor.
Amerikalılar da işin içinden çıkamayınca böyle şeyleri hesaplamayı çoktan bırakmışlar zaten. O yüzden dört işlem konusunda biraz sıkıntılılar. $11 tutan alışverişinizden sonra kasiyere $21 verirseniz, size kasayı gösterip $21 değil $11 vermeniz gerektiğini söylüyor. Para üstünü tam olarak almak ve elinizdeki bozuk paradan kurtulmak isterken "salak" damgası yiyorsunuz birden. Zaten bu devirde kredi kartıyla ödemeyip, nakit para kullanana ne denir? (Yanıt: Amerikalı veya Türk denmez; onlar borçla yaşamayı seviyorlar.)
Amerika'da dolaşırken ne zaman ne ödeyeğinizi bilmemeniz yeterince kötü bir durum; ama daha kötüsü de var: Bu uygulama sadece süpermarketlerde değil, her türlü alışverişte geçerli. En kötüsü ise lokantalar. Çünkü oralarda işin içine bir de bahşiş olayı giriyor.
Amerika'da lokantalarda bahşiş verilmesi dünyanın birçok yerinde olduğu gibi isteğe bağlı değil. Zorunlu! Vermezseniz garsonlar hiç yüzleri kızarmadan gelip sizden bahşişlerini açık açık istiyorlar. Amerika devleti her yerde aynı olan bir KDV oranını uygulayamazken, Amerikan lokantaları her yerde aynı bahşiş oranını istiyorlar sizden: %15. Böylece diğer ülkelere göre düşük olan Amerikan KDV oranlarını yükseltmeyi hedefliyor olabilirler. Paranın devlete değil de kendi ceplerine gidiyor olması küçük bir detay sadece.
Yani New York'taki bir lokantada $30'lık yemek yediniz ve size KDV dahil $32.1'lık bir hesap gelince iş bitmiyor. Üstüne bir de %15 bahşiş koyup hesabı $36.6 olarak ödemeniz gerekiyor. Bir seferinde ben $30'lık böyle bir yemek için $35 ödemiştim. Garson parayı alıp ortadan kaybolmuştu. İçeri gidip hemen bahşişin ne kadar olacağını hesaplamıs. Yaklaşık 4-5 dakika süren hesabı sonunda benim eksik verdiğime karar vermiş ve şefini de alıp "hakkını" aramak için geri gelmişti. $1.6'lık "hakkını" vermek zorunda kalmıştım elbette.
Bazen durum bundan daha kötü olabilir: Bahşişi iki defa vermek zorunda kalabilirsiniz. Nasıl mı? Bazı uyanık lokantalar, menüdeki fiyatları bahşiş dahil olarak yazıyorlar. Eğer menüyü dikkatlice okumamışsanız—ki zaten beklentileri çoğu müşterinin bunu yapmayacağı yönde—bahşişi bilmeden iki defa veriyorsunuz. İşte size (garsonlar için) fırsatlar ülkesi.
27 Ağustos 2008 Çarşamba
Hacıoğlu - Tercih Doğru - Hesap Yanlış
Geçenlerde—web sitesine göre "yılın güvenilir markası" (hangi yıl olduğu belli değil) ödülünü alan—Hacıoğlu Lahmacun'un lokantalarından birisinden içeri girip menülere hızlıca bir göz attım. Öğle yemeği için ne seçeneklerim olduğuna bakıyordum. Kasadaki çalışana, aslında Peymacun Menü istediğimi; ama kola yerine ayranlı bir seçeneğin olup olmadığın sordum. Yanıt olumlu olunca da menüyü almak istediğimi söyledim.
Önce içeriye 2 peymacun siparişimi bağırararak ileten kasiyer, sonra bana doğru dönerek ödemem gereken miktarı söyledi. İşte o sırada kafamda şüphecilik ve türkonomistlik şimşekleri aynı anda çakınca, kendimi uzun uzun bazı hesapları yapmak zorunda hissettim (yaklaşık 1-2 saniye). Sonra kasiyere hesabın yanlış olduğunu, daha doğrusu beni kandırmaya çalıştığını söyledim.
İçinde kola olan menünün fiyatıyla, ayranlı menü için kasiyerin benden istediği miktar aynıydı. Ayranın koladan daha ucuz bir içecek olduğunu bildiğim için, menü fiyatı bana gerçekten de içindeki ürünleri tek tek almaktan daha mı ucuza geliyordu? Fiyatları tek tek toplayınca çıkan miktar daha azdı. Yani menüde kola ayranla değiştirilince menü fiyatının düşmesi gerekiyordu, yoksa ürünleri tek tek almaktan daha çok para ödeyecektim.
Kasiyere bu yüzden hesabın yanlış olduğunu ve bunun beni kandırmak anlamına geldiğini söyledim (bilerek ya da bilmeyerek). Sonra da menü yerine 2 peymacun ve 1 ayranı ayrı ayrı hesaplamasını istedim. Sonuçta yaklaşık 50 kuruş kandırılmaktan kurtularak oradan ayrıldım. İnsanlık için küçük; ama bu yazıyı yazma sebebi olmak için yeterince büyük bir para.
Önce içeriye 2 peymacun siparişimi bağırararak ileten kasiyer, sonra bana doğru dönerek ödemem gereken miktarı söyledi. İşte o sırada kafamda şüphecilik ve türkonomistlik şimşekleri aynı anda çakınca, kendimi uzun uzun bazı hesapları yapmak zorunda hissettim (yaklaşık 1-2 saniye). Sonra kasiyere hesabın yanlış olduğunu, daha doğrusu beni kandırmaya çalıştığını söyledim.
İçinde kola olan menünün fiyatıyla, ayranlı menü için kasiyerin benden istediği miktar aynıydı. Ayranın koladan daha ucuz bir içecek olduğunu bildiğim için, menü fiyatı bana gerçekten de içindeki ürünleri tek tek almaktan daha mı ucuza geliyordu? Fiyatları tek tek toplayınca çıkan miktar daha azdı. Yani menüde kola ayranla değiştirilince menü fiyatının düşmesi gerekiyordu, yoksa ürünleri tek tek almaktan daha çok para ödeyecektim.
Kasiyere bu yüzden hesabın yanlış olduğunu ve bunun beni kandırmak anlamına geldiğini söyledim (bilerek ya da bilmeyerek). Sonra da menü yerine 2 peymacun ve 1 ayranı ayrı ayrı hesaplamasını istedim. Sonuçta yaklaşık 50 kuruş kandırılmaktan kurtularak oradan ayrıldım. İnsanlık için küçük; ama bu yazıyı yazma sebebi olmak için yeterince büyük bir para.
30 Temmuz 2008 Çarşamba
En Büyük Türkiye ...
Radikal'deki bir habere göre:
Neden kandırmaca kokuyor bu laflar peki?
Birincisi, bir ülkenin toplam ekonomik büyüklüğü her ne kadar önemli olsa da, asıl önemli olanı kişi başına düşen gelirdir. Toplam ekonomik büyüklük, genelde nüfusun artışıyla beraber otomatik olarak artar. Bu yüzden bir ülkedeki yaşam kalitesini göstermesi açısından hiçbir değeri yoktur. Çin'in ekonomisi Türkiye'den büyüktür; ama Türkiye'de kişi başına düşen gelir daha yüksektir. İrlanda ve Norveç bu sıralamalarda gözükmezler bile (çünkü nüfusları az); ama Avrupa'daki en zengin ülkelerdendirler.
İkincisi, Türkiyen'in yanında bir çok diğer gelişmekte olan ülkenin de 2050 yılında toplam milli gelir sıralamasında üst sıralarda olacağı tahmin ediliyor. Aynı araştırmadaki tahminlere göre Çin, Brezilya, Rusya ve Meksika Türkiye'den daha üst sıralardalar. Yani ortada Türkiye'ye özgü bir durum söz konusu değil. Kısaca işin sırrı: Serbest piyasa ekonomisini mümkün olduğunca uygulamak ve üremek. Ben övünelecek bir durum göremedim.
Goldman Sachs’ın tahminlerine göre, 2050 yılında, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya Ve Kanada gibi sanayileşmiş ülkeleri (G7) geçecek olan Türkiye’nin, milli geliri 6 trilyon doları aşacak.Bu tahmin üzerine Devlet Bakanı Mehmet Şimşek "Ben bunu her zaman söylüyorum" demiş. Sanki hükümetin veya Türkiye'nin bir başarısı gibiymiş konuşmuş. Aslında böyle ağızlardan böyle kandırmaca kokan laflar duymak şaşırtıcı bir durum olsa da, Mehmet Şimşek'in artık ekonomist sıfatıyla değil, politikacı sıfatıyla konuştuğunu düşünürsek anlaşılır bir durum.
Neden kandırmaca kokuyor bu laflar peki?
Birincisi, bir ülkenin toplam ekonomik büyüklüğü her ne kadar önemli olsa da, asıl önemli olanı kişi başına düşen gelirdir. Toplam ekonomik büyüklük, genelde nüfusun artışıyla beraber otomatik olarak artar. Bu yüzden bir ülkedeki yaşam kalitesini göstermesi açısından hiçbir değeri yoktur. Çin'in ekonomisi Türkiye'den büyüktür; ama Türkiye'de kişi başına düşen gelir daha yüksektir. İrlanda ve Norveç bu sıralamalarda gözükmezler bile (çünkü nüfusları az); ama Avrupa'daki en zengin ülkelerdendirler.
İkincisi, Türkiyen'in yanında bir çok diğer gelişmekte olan ülkenin de 2050 yılında toplam milli gelir sıralamasında üst sıralarda olacağı tahmin ediliyor. Aynı araştırmadaki tahminlere göre Çin, Brezilya, Rusya ve Meksika Türkiye'den daha üst sıralardalar. Yani ortada Türkiye'ye özgü bir durum söz konusu değil. Kısaca işin sırrı: Serbest piyasa ekonomisini mümkün olduğunca uygulamak ve üremek. Ben övünelecek bir durum göremedim.
Hıncal Uluç'un Hayali THY Şikayetleri
Hıncal Uluç bugünkü köşesinde THY'den şikayetçi olmuş:
Bir kere Hıncal Uluç'un şikayet etmeden önce bilmesi gereken ilk şey, Star Alliance üyeliğinin THY'nin hizmet kalitesiyle ilgisinin olmadığıdır. Nasıl ki Hıncal Uluç'un futbol kulübü üyeliği onun kişiliğini değiştirmez, THY'nin Star Alliance üyeliği de THY'yi değiştiremez. Bu üyeliğin hizmet kalitesini kötüleştirme gibi bir yan etkisi yoktur. Dünyanın en iyi havayollarından Singapur Havayollarının da Star Alliance üyesi olması buna en iyi örnek olarak gösterilebilir.
Serbest piyasa ekonomisi ve rekabet konularından pek anlamadığını düşündüğüm Hıncal Uluç, şöyle devam etmiş;
Hıncal Uluç aynı yazıda daha başka bir çok şikayetini de sıralamış. THY ile onun yazdıklarından çok daha fazla ve ciddi sorun yaşamış biri olarak, Hıncal Uluç'un daha önce hangi THY ile uçtuğunu merak ediyorum doğrusu. Bu yazdıkları THY'nin olağan iyi hali çünkü.
Not: Eşim de aynı yazıyı okuyunca Hıncal Uluç'un şu iddiası dikkatini çekmiş: "Dünyanın her yerinde uçak yolcularını alır, yerleştirir. Business yolcuları daha sonra gelir." Hıncal Uluç'un yüzlerce defa business uçtuğuna eminim; ama dünyada bu iddiasının tam tersi bir durumun söz konusu olduğundan habersiz. Dünyada tam bir standart olmamasına rağmen, genelde ilk önce birinci sınıf, sonra business sınıf, en son da diğer yolcular uçağa binerler.
Bu Star Alliance mıdır ne karın ağrısıdır, büyük reklamlarla duyurulan şeye üye olmak THY'ye yaramadı. ... son zamanlarda mide bulandıran sinekler birbiri ardına gelmeye başladı... Rötar doğallaştı. Zamanında kalkan uçağa şaşar olduk.Hıncal Uluç elbette benden daha fazla uçmuştur. Peki nasıl oluyor da böyle bir tespitte bulunabiliyor anlamak zor; çünkü THY bence son zamanlarda hizmet kalitesi açısından eskiye göre çok daha iyi durumda.
Bir kere Hıncal Uluç'un şikayet etmeden önce bilmesi gereken ilk şey, Star Alliance üyeliğinin THY'nin hizmet kalitesiyle ilgisinin olmadığıdır. Nasıl ki Hıncal Uluç'un futbol kulübü üyeliği onun kişiliğini değiştirmez, THY'nin Star Alliance üyeliği de THY'yi değiştiremez. Bu üyeliğin hizmet kalitesini kötüleştirme gibi bir yan etkisi yoktur. Dünyanın en iyi havayollarından Singapur Havayollarının da Star Alliance üyesi olması buna en iyi örnek olarak gösterilebilir.
Serbest piyasa ekonomisi ve rekabet konularından pek anlamadığını düşündüğüm Hıncal Uluç, şöyle devam etmiş;
Bu ülkenin bayrağını taşıyan uçakların bu ülke hava limanlarında özel muamele görmesi de yok. Körüğe yanaşabilen THY uçağı, artık tatlı bir sürpriz.Aynı mantıkla otobüs terminallerindeki en iyi peronları o şehrin otobüs firmalarına ayıralım. Bununla da kalmayalım hatta. Aynı şekilde yerli-yabancı ayrımını bankalara, otomobil şirketlerine, giyim firmalarına da uygulayalım. Örneğin en iyi yerlerde sadece yerli bankalar şube açabilsinler. Daha da iyisi, hemşeri olmayanların şehrimizde dükkan açmalarına izin vermeyelim.
... Şimdi, ben eşek yükü ile fark ödeyip, Business uçuyorum.Eminim (?!) business sınıf uçuşun parasını Hıncal Uluç'un kendisi ödüyordur. Daha önce yemek yediği lokantalarda ondan para alınmaması gerektiğini yazan (çünkü halka hizmet etmekmiş bu yaptığı) kişi de Hıncal Uluç'tu. Hatırlamakta fayda var.
... Bindik.. Servis başladı.. O dillere destan yemeklere de nazar değmiş.. Şiş ve pilav.. Ben hayatımda bu kadar rezil bir şiş tattığımı hatırlamıyorum...Hıncal Uluç, THY yemeklerini de beğenmemiş. Bense bu yemekleri mükemmel bulanları biliyorum. Ama bir konuda Hıncal Uluç'a hak vermek lazım: Bedava yemek yediği o lüks lokantaların yemekleri daha iyi oluyor.
Hıncal Uluç aynı yazıda daha başka bir çok şikayetini de sıralamış. THY ile onun yazdıklarından çok daha fazla ve ciddi sorun yaşamış biri olarak, Hıncal Uluç'un daha önce hangi THY ile uçtuğunu merak ediyorum doğrusu. Bu yazdıkları THY'nin olağan iyi hali çünkü.
Not: Eşim de aynı yazıyı okuyunca Hıncal Uluç'un şu iddiası dikkatini çekmiş: "Dünyanın her yerinde uçak yolcularını alır, yerleştirir. Business yolcuları daha sonra gelir." Hıncal Uluç'un yüzlerce defa business uçtuğuna eminim; ama dünyada bu iddiasının tam tersi bir durumun söz konusu olduğundan habersiz. Dünyada tam bir standart olmamasına rağmen, genelde ilk önce birinci sınıf, sonra business sınıf, en son da diğer yolcular uçağa binerler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
