14 Şubat 2008 Perşembe

Sigara Yasakları ve Lokantalar

Özellikle bar ve lokanta sahipleri Türkiye'de uygulanması kararlaştırılan geniş kapsamlı sigara yasağına, bu yasağın müşteri sayılarını düşüreceği korkusuyla karşı çıkıyorlar. Türkiye'de bar sayısı gözardı edilebilecek kadar az olduğu için ben konuya lokanta sahiplerinin gözünden bakmaya çalışacağım. Sanırım lokanta sahipleri sigara yasağının sonuçlarının ne olacağını tam kestiremiyorlar:
  • Müşteriler lokantaya yemek ve içmek için gidiyorlar; sigara içmek için değil. Bu yüzden de sigara içen müşteri sayısında azalma olacağını beklemiyorum.
  • "Duman altı" olmaktan korktuğu için lokantalara uğramayan sigara içmeyenler, lokantaların müşteri sayısını arttırabilirler.
  • Eğer bu yasaklar gerçekten uygulanabilirse, Türkiye'de sigara içen sayısında azalma olacağını bekleyebiliriz. Hem bu yüzden, hem de lokantada sigara içememekten dolayı, müşterilerin daha çok harcama yapması beklenebilir. İştahı kapattığı bilinen sigara olmayınca, müşterilierin iştahlarında bir artış olacaktır. Bu da lokantaların satışlarını arttırmasını sağlayacaktır.
Sonuç olarak ben, sigara yasağının lokantalar için daha iyi olacağını düşünüyorum. Son yapılan araştırmalar da örneğin Avustralya ve İrlanda'daki yasakların lokanta ve hatta bar müşteri sayısını arttırdığını gösteriyor.

Dünyadaki gelişmiş ülkelerin çoğu Türkiye'nin planladığı sigara yasağına benzer yasakları çoktan uygulamaya başladılar bile. Ama Avrupa'daki iki ülke bu konuda Türkiye'nin de gerisindeler. Sigara içenler için cennet, içmeyenler için cehennem olan bu iki geri ülke şunlar: Almanya ve Avusturya.

25 Ocak 2008 Cuma

2007 Yabancı Fon Raporu

Forbes Türkiye'nin Ocak 2007 sayısında, Türkiye'de satılan fonların performansları karşılaştırılmış. Forbes'daki verilere göre, toplam 68 fon içinde sadece 3 tanesi İMKB 100 endeksinden daha iyi getiri sağlamışlar. Burada hemen şu soru akla geliyor: Yerli fon yöneticileri, yabancı fon yöneticilerinden daha mı başarısız? Sanırım bu sorunun yanıtı birçok insan için "evet". Medyadaki haberlere bakılacak olursa, Türkiye'de yabancılar borsadan çok iyi para kazanıyorlar.

Sorunun gerçek yanıtını bulabilmek için ben de yurtdışında satılan ve Türkiye'deki hisse senetlerine yatırım yapan fonların 2007 yılı getirilerini derledim. Yandaki tabloda bu getirileri yukarıdan aşağıya sıralı bir şekilde gösteriyorum. Hemen görüldüğü gibi, toplam 10 fon içinde İMKB 100 endeksinden daha iyi getiri sağlayan sadece bir tane fon var. Viyana'dan yönetilen ESPA Stock Istanbul fonu, diğer fonları açık ara geride bırakmış. Listedeki fonların çoğu Avrupa'dan yönetilen fonlar. Turkish Investment Fund Amerika'da borsa üzerinden alınıp satılabilen bir fon. Bu fon aynı zamanda en uzun süredir piyasada olan fon (1990 yılından beri). Listedeki son fon ise İŞ Bankası'nın yönettiği ve daha çok Almanya'daki yatırımcılara hitap eden bir fon.

Bu kadar veriden sonra sanırım şunları diyebiliriz:
  • Fonlara yatırım yapan yabancılar IMKB'de Türklerden daha çok para kazanmıyorlar.
  • Yerli ve yabancı yönetici farkı olmaksızın fonlar genelde endeksten daha kötü getiriyor.
Şimdi de şu soru akla geliyor: Yatırımcılar neden endeksten daha kötü getiren fonlara para yatırıyorlar?

18 Ocak 2008 Cuma

Pazarlama Guruları

Pazarlama gurularına dökülen paralar beni her zaman için şaşırtmıştır. Bunu iki sebebi var:
  1. Söyledikleri şeyleri internette iki dakika içinde bulup bedavaya okuyabilirsiniz.
  2. İddia edildiği gibi konularında uzman kişiler değiller. Tek başarıları, insanları yüksek paralar vererek onları dinlemeye ikna etmiş olmaları.
Bu konuda daha fazla yazmayıp, geçenlerde Uykusuz dergisinde bulduğum bir yazıyı sizinle paylaşacağım. Bu yazıyı, Barış Uygur'un akıl fikir ofisi adlı köşesinden aldım.

21 Aralık 2007 Cuma

2007: Bir Uçuş Macerası (2007: A Flight Odyssey)

Uçak yolculuklarında pilotlara hayatımızı emanet ediyoruz. O yüzden de bir uçak yolculuğundaki en önemli kişinin kim olduğu sorusuna yanıt çok basit: Kaptan pilot, yani uçaktaki en kıdemli pilot. Peki, bir kişinin önemli olması bizim ona gereksiz yetkiler vermemizi geçerli kılar mı?

Bana bu soruyu sorduran, Sun Express ile olan uluslararası uçuşumuza iki kedimizle birlikte çıkmaya kalkınca yaşadıklarımız oldu. Uçuşumuzun biletlerini aylar öncesinden almış ve kedilerimizle ilgili gerekli bütün bilgileri firmanın rezervasyon bölümüne iletmiştik. Her şeyin yolunda olduğuna dair onay gelince de tatil planlarımızı yapmaya başlamıştık. Bu, kedilerimizle ilk uçuşumuz olmadığı için bizim için olağan bir prosedürdü. Farklı olan ise, uçağa binerken yaşadıklarımız oldu.

Eğitimsiz Havaalanı ve Havayolu Çalışanları

Havaalanına gidince, önce bir yer görevlisi hiç de nazik sayılamayacak bir davranış ve ses tonuyla, sanki şüpheli bir davranış içerisindeymişiz gibi, kedileri yanımıza alıp alamayacağımızı pilota sorması gerektiğine karar verdi. Bu davranışı kurallardan habersiz olduğunun bir göstergesiydi elbette. Kabin içinde evcil hayvan taşınabileceğini hayatında duymayan birisine rastlamıştık anlaşılan. Eşim ve ben yüzlerce defa uçmuş insanlar olarak buna pek şaşırmadık. Birçok durumda kurallardan habersiz, işini doğru düzgün yapamayan ve de gerekli eğitimi almadan çalışan birçok yer görevlisi, hostes, rezervasyon memuru gibi insanlarla değişik sebeplerden dolayı tartışmış insanlar olarak, alışılmış bir durum yaşıyorduk. Bu sefer farklı olan ise standart prosedürleri olan, ki bunlar yerine getirilmişti, bir konuda pilota danışılması ve onun verdiği karardı.

Önce, sorun olmadığını söyleyip bizi uçağa gönderdiler; ama uçak kapısında pilotun eşim ve beni aynı sıradaki koltuklara oturtmama kararını ilettiler bize. Önce pilotun böyle bir kararı hangi mantığa dayandırarak verdiğini anlamakta zorlandık biraz. Kedilerin bir araya gelip, tırnaklarını da silah olarak kullanarak, uçağı Kuşadası’na kaçırma teşebbüsünde bulunmalarından korkmuş olabilir miydi acaba?

Asıl mantığı, güvenlikten sorumlu birisi bize daha sonra şöyle açıkladı: ‘Pilot, kedilerin yolculuk sırasında birbirleriyle kavga edebileceğini söylüyor. Kedilerin 13 yıldır beraber yaşadıklarına ve daha önce uçakla yolculuk ettiklerine de inanmıyor.

Pilotluk ve Zeka

Pilotların zeki olduklarını düşünürüz, karmaşık bir aracı kullanmayı başarmalarından dolayı olsa gerek. Ama bu zeki insanlardan biri çıkıp, iki ayrı kapalı kutudaki kedilerin, bu kapalı kutuların içinden birbirleriyle uzaktan kavga edebileceklerini ve bu durumun uçuş güvenliğini tehlikeye atabileceğini düşündüğünü söylerse, pilotları hala daha zeki insanlar olarak görmeye devam edebilir miyiz? Üstelik evcil hayvanların aşı karnelerinden sahipleri ve yaşlarıyla ilgili bilgileri görebileceğinden habersiz bu pilotun, daha önce hiç görmediği insanların yalan söylediklerini iddia edebilmesi de bana ‘zeki’ ve ‘pilot’ kelimelerini rahatça yan yana kullanılmaması gerektiğini göstermiş oldu.

Kapalı kutuların içindeki kedilerin kavga edip uçuş güvenliğini tehlikeye attığını gören veya duyan var mıdır? Elbette tarihte böyle bir olayla karşılaşılmamıştır. Ama uçakta kavga eden küçük çocuklara rastlama olasılığı çok daha yüksek olmasına rağmen, ne çocuklar uçağa binerken pilota sorulur, ne de birbirlerinden uzakta oturtulurlar.

Az sonra bu olayın bir sebebi olarak da Türk insanının hayvan düşmanlığından bahsedeceğim ama önce yazımın başındaki soruyu tekrarlamak istiyorum: Bir kişinin önemli olması bizim ona gereksiz yetkiler vermemizi geçerli kılar mı?

Modern Kurumlarda İş Paylaşımı

Modern toplumu ilkel toplumlardan ayıran en büyük özelliklerden birisi iş paylaşımıdır. İlkel toplumlarda insanlar bütün işlerini kendileri yapmak zorundadırlar. Modern toplumlarda ise herkes uzmanlaştığı işlerle ilgilenir, böylece insan gücü daha verimli kullanılmış olur. Herkes en iyi yapabildiği işi yapar (en azından hedef budur). Modern toplumun kurumlarından olan havayolu şirketleri de böyle çalışırlar. Rezervasyonla pilot ilgilenmez. Hostes uçak uçurmaz. Benzer şekilde, evcil hayvanların uçuş güvenliğini tehlikeye atıp atmadığına karar vermek, normal durumlarda, pilotun görevi değildir.

Bizim durumumuzda da, Sun Express’in rezervasyon bölümü bize bileti satmadan önce karar vermiş ve biz uçağa binerken de normal şartlar hala daha devam ettiği için konu kapanmıştır. Normal olmayan durumlar için bazı havayolu firmalarının havaalanlarında uçuş güvenliğinden sorumlu çalışanları vardır ve bu kararı onlar verirler. Bunun sebebi pilotun en iyi yaptığı işe yoğunlaşmasını sağlamaktır.

Doğru işi yapmayan insan doğru zekâda görülmez. Dünyanın en zengin insanı Bill Gates’i marangoz olarak çalıştırdığınızı düşünün. Sizce ne kadar zeki bir marangoz görüntüsü çizerdi kafalarda?

Güç Yozlaştırır

Toplum ve kurumlar için bir diğer tehlike kaynağı da yozlaşmadır. İnsanların yozlaşmaları onlara verilen güçle doğru orantılı olarak artar. 19. yüzyıl tarihçilerinden Lord Acton bu gözlemi ünlü bir sözünde şöyle ölümsüzleştirmiştir: “Güç yozlaştırır”. Bu yozlaşma genelde politika alanında gösterir kendini. Bunun yanında gereksiz şekilde bazı kişilere aşırı gücün verildiği firmalarda da sıkça çıkar karşımıza. Çalışanlara verilen gereksiz yetkiler onlara gereksiz yere güç vermekle eşdeğerdir. Amerikan havayollarında pilotlara verilen bir yetki buna iyi bir örnek gösterilebilir. Bir Amerikan havayoluyla uçuyorsanız, sadece derinizin rengi yüzünden veya tipinizi beğenmediği icin pilot tarafından reddedilebilirsiniz. Pilotlara verilen bu yetkinin birden çok defa gelişigüzel kullanıldığını belki haberlerden izlemişsinizdir.

Son yıllarda hızla büyüyen havayolu taşımacılığı, beraberinde akut bir pilot açığı sorununu da getirdi. Böylece pilotların eline önemli bir koz geçmiş oldu. Geçen yıl Avrupa havayollarından birisinin pilotları, havayoluna başkaldırmış ve artık yer görevlileriyle beraber aynı yemekhanede yemek istemediklerini, kendilerine ayrı bir yemekhane açılmasını istemişlerdi. Vazgeçilmez oldukları bilincinin verdiği güçle kendilerini normal çalışanlardan daha üstün görmeye başlamışlardı. Havayolunun tepkisi bu gücü ellerinden almak oldu: Pilotların yaklaşık %20’si işlerinden çıkarıldı.

Hayvan Sevgisi(zliği) ve Lüks Tüketim

Ben, yaşadığımız olayda işini ve sorumluluğunu bilmeyen veya gereksiz yetkileri kullanan insanların yanında, diğer bir faktörün de çok önemli bir rol oynadığına inanıyorum. O da yukarıda kısaca bahsettiğim hayvan düşmanlığı.

Havaalanında karşılaştığımız görevlilerin bize bakışlarından ve davranışlarından ne düşündüklerini tahmin edebiliyorum. Birçoğunun düşüncesi şu: “Afrika’da açlar ölürken bunlar kedilere bir sürü para harcıyorlar.” Böyle düşünenlere söyleyeceklerim var.

Evet, Afrika’da açlar ölüyor ve de kedi beslemek bedavaya mal olmuyor. Ama kedi beslemek örneğin bir hostesin kuaför harcamalarından veya ayakkabı ve elbise masraflarından çok daha az. O yüzden ben de soruyorum: Afrika’da açlar ölürken nasıl kuaföre gidiyor, ayakkabı alıyor veya cep telefonu kullanabiliyorsunuz? Hele, Türkiye gibi lüks tüketime düşkün bir ülkede yaşayan insanlar olarak kedi besleyenlere nasıl bu gözle bakabilirsiniz? Hayatınızda hiç Afrikalılara yararınız dokundu mu? Nasıl oluyor da Afrika’da açlar ölürken bu ülke gazete ve dergilerinde sürekli diyet tarifleri yayımlanıyor?

Normale Dönüş

Bu yazıyı dönüş uçuşundan önce yazmaya başlamıştım ve burada ara verdim. Çünkü dönüş uçuşunda, her ne kadar olasılık az olsa da, aynı şeyin tekrar edip etmeyeceğini bilmiyordum. Şu anda dönüş uçuşundan sonra evde kedilerimle beraberim. Onlar televizyon karşısında kuş belgeseli izlerken, ben de yazıya devam ediyorum. Ne mi oldu?

Dönüş uçuşunda kimsenin aklına gereksiz birine, yani pilota, gelişigüzel karar verebileceği bir şeyi sorma fikri gelmedi. Herkes kendi işini olması gerektiği gibi yaptı. Böylece pilota sadece uçağı uçurmak, yani asıl görevini yapmak kaldı.

17 Aralık 2007 Pazartesi

Noel ve Tüketim Çılgınlığı

Eğer Aralık ayında Amerika veya Avrupa şehirlerinde dolaşmışsanız, tüketim çılgınlığının ne boyutlara ulaştığını görmüşsünüzdür. Özellikle normalde boş olan Avrupa sokaklarının birden bire nasıl Asya ülkelerininkiler kadar kalabalıklaştığına şahit olmak ilginç bir deneyim: Kendinizi çekik gözlü olmayan Çinlilerin ülkesinde hissediyorsunuz.

Amerika'da Şükran Günü ve Noel arasındaki yaklaşık bir aylık zaman tüketimin çılgınlık boyutlarına ulaştığı bir dönemi temsil ediyor. Bir yıllık satışlarının yaklaşık %25'ini bu ay içinde yapan perakendeciler, yıllık kârlarının ise yaklaşık %60'ını gene bu dönemde kazanıyorlar. Batı ekonomileri için bu dönemin önemi çok (ama çok) büyük.

Aynı dönem gene tüketicilerin en gereksiz alışverişlerini yaptıkları zamanı da temsil ediyor. Herkesin birbirine hediye aldığı bu zamanda, asla okunmayacak kitaplara, dinlenmeyecek CD'lere, izlenmeyecek DVD'lere, giyilmeyecek kıyafetlere, kullanılmayacak ıvır zıvıra dökülen paralar, aslında ekonomi için büyük kayıp teşkil ediyor.

Ekonomide dara kaybı (İngilizce deadweight loss) diye adlandırılan bu kaybın sebebi, ürünü satın alanların o ürünü kullanacak insanlar olmaması. Bir ürünü kullanacak kişi, o ürüne ne kadar para vermesi gerektiğine en iyi karar verebilecek kişidir. Ama Noel zamanı o ürünü alanlar genelde hediye etmek için aldıklarından, o ürüne gereğinden daha fazla para verirler. Elbette hediye edilen şeyin manevi değerinin parayla ölçülemeyeceğini de belirtmem lazım. Gene de sırf hediye vermiş olmak için harcanan paralar, bence çok daha yararlı amaçlar için kullanılabilirdi.